Aşk nasıl bulunur: onu engelleyen üç alışkanlık

Fotoğraf: açık kaynaklardan Psikologlara göre gerçek aşkı bulmanızı engelleyen üç alışkanlık

Pek çok insan gerçek bir ilişki arıyor, yaşam için aşkı bulmaya çalışıyor, ancak çoğu zaman aşkın ulaşılamaz olduğu gerçeğiyle karşı karşıya kalıyor.

Psikologlar sorunun çoğunlukla yalnızca dış etkenlerden veya uygunsuz partnerlerden kaynaklanmadığını, aynı zamanda bilinçsiz duygusal stratejiler, alışkanlıklar ve tutumlarda da yattığı konusunda hemfikirdir. Bir zamanlar psikolojik savunma mekanizmaları olarak hizmet ettiler ama artık gerçek yakınlığın önündeki görünmez engeller haline geldiler.

Gerçek aşkı bulmanızı engelleyen alışkanlıklar

1. Kendinizi açmak yerine kendinizi koruyun.

Aşk, onun en büyük gücü ve en büyük riski olan kırılganlık gerektirir. Çoğu kişi, içgüdüsel olarak, reddedilmenin veya ihanetin olası acısından kaçınmak için bilinçli veya bilinçsiz olarak gerçek duygularını gizler, çok fazla yakınlıktan kaçınır veya bir kayıtsızlık ve bağımsızlık görüntüsü yaratır. Bu stratejiler travmaya karşı korunmada etkilidir ancak partnerinizin yakınlaşmasını engelleyen duygusal duvarlar örer.

Bağlanma teorisi çerçevesindeki psikolojik araştırmalar (John Bowlby ve Mary Ainsworth’un çalışmalarından kaynaklanmaktadır) bu davranışı kaçınmacı bağlanma stili olarak tanımlamaktadır. Bu tarza sahip kişiler genellikle kontrolü kaybetmekten korkarlar ve önceden mesafe koyarlar. Duygusal olarak soğuk ya da aşırı derecede kendine yeterli görünebilirler, ancak davranışları derin bir incinme korkusuna dayanmaktadır. Gerçek bağlantı ancak kişi bilinçli olarak kendini tamamen korumaktan vazgeçtiğinde ve kendisinin ve partnerinin savunmasız olmasına izin verdiğinde ortaya çıkar. Bu, duygusal açıklık ve karşılıklı desteğe hazır olma konusunda sürekli eğitim gerektirir.

2. Mevcudiyet yerine acele: anlık sonuç kültü

Hız ve anlık tatmine odaklanan modern kültür, ilişki algısını çarpıttı. Flört etme genellikle insanların aşkı mümkün olduğu kadar çabuk “almaya” çalıştıkları bir “dalgalar” ve hızlı düzeltmeler oyununa dönüşür. Ancak aşk hızlı bir çözüm değildir; yavaş ve aşamalı bir süreçtir.

Çoğunlukla başlangıçtaki duyguların yoğunluğu (kimya denilen şey) gerçek yakınlık ile karıştırılır. Ancak en derin güveni geliştirmek zaman, istikrar ve güvenli bir alan gerektirir. İlişki psikolojisi, bir bağlantının gücünün bir partnerin sabrına ve bilinçli, kademeli bilgisine dayandığını belirtir.

Sürekli yeni, parlak “ışıklar” (yeni bir partner, yeni duygular) arayışı, yavaş yavaş gelişen bir ilişkide var olma ihtiyacından bir kaçıştır. Cevap, kalıcılığın gerçek işareti olarak sakin karşılıklı mevcudiyeti kabul etmektir.

3. Birlikte büyümek yerine “bitmişlik” beklemek: mükemmellik yanılsaması

Modern kültürdeki en yaygın yanılsamalardan biri, aşkı nasıl bulabileceğimiz konusunda “tamamen iyileşmiş”, “mükemmel” veya “mükemmel hazırlanmış” olmamız gerektiği fikridir. Kişinin kendi psikolojik travmasının üstesinden gelmesi gerekli olmasına rağmen, bir ilişkiye girmeden önce “tamamen iyileşme” beklentisi kendi kendini sınırlayan bir engel haline gelir.

Psikologlar şunu söylüyor: Sağlıklı ilişkiler tedavinin son noktası değil, gelişim için bir katalizördür. Aşk için mükemmel olmayız ama partnerimizle birlikte aşk içinde büyürüz. Pek çok iç engelin ve çözülmemiş sorunun üstesinden ancak karşılıklı güven, paylaşılan hassasiyet ve birbirlerinin kusurlarının kabulü süreci yoluyla gelinebilir.

Aşka gerçek hazırlık, korkunun ya da içsel sorunların yokluğunda değil, kendinize ve partnerinize karşı dürüst olma ve kendi kusurlarınıza rağmen kendinizin sevilmesine izin verme cesaretinde yatmaktadır.

Bir zamanlar koruyucu olan bu alışkanlıklar artık bir kısır döngü yaratıyor. Bu kalıpların farkında olmak, koruyucu duvarlarınızı bırakma, yavaşlama ve başka biriyle birlikte büyümenize izin verme seçimini yapmanızı sağlar.

Yorumlar:

Share to friends
Rating
( No ratings yet )
Hayatınızı Kolaylaştıracak 10 Pratik İpucu